Gözler Semada
Berrak bir gecede gökyüzüne baktığıÂmız zaman milyonlarca yıldız görebildiğiÂmizi sanırız. Hâlbuki çıplak gözle görebilÂdiğimiz yıldızların sayısı 3000’i geçmez. Ancak elimizde orta büyüklükte bir telesÂkop varsa o zaman binlerce yıldız görmek mümkündür.Arizona’da bir dağın zirvesinde herşey yukarı bakmakla başlıyor. Astronomik sırÂlan odaklara getirmek için altı merceğin birleşimi lazer ışınlan kullanan yeni bir optik teleskop geliştirildi. Bu çok mercekli teleskop MMT (maltiple mirror telescope), dört katlı dev bir apartmanı andırır. YapılÂmasına 1972’de başlanan MMT, şekil 3’te verilen mercek sistemiyle çalışır.
“Günümüzde, doğruyu öğrenme ve öğÂretme seferberliği her türlü mükellefiyet ve vecibenin üstünde bir ağırlık kazanmıştır.” Kaldı ki Yüce Yaratıcı, Kitabı’nda birçok yerde dikkatimizi semaya çekmekte ve teÂfekküre davet etmektedir. Ayrıca Gazali’nin “Astronomi bilmeyen marifetullahta noksan kalır”, şeklindeki tesbiti de mes’elenin ecdad tarafından ağırlığı ile anlaşılÂdığını göstermektedir. Bu istikamette Abdurrahman Tusi’nin çalışmaları, büyük Türk astronomu Uluğ Bey’in “ZÎYC” isimli astronomi katalogu (1437’de hazırlanmış) ve Semerkant’daki rasathanesinden güneş sistemindeki yedi büyük gezegeni inceleyen Onun hocaları K. Rumi ve İyaseddin Cemşid numune olarak müteşebÂbislerdir. Batıda astronomi, 1609’da büyük bir dürbünle Samanyolunun binlerce yıldızÂdan meydana geldiğini keşfeden Galile ile başlar. Ancak yirminci asırda manayı mahkûm eden Batı, o zaman ilmi de mahkûm ettiği için Galile’ye çalışmasının bedelini hayatı ile ödetir.
Yıldızlar her an yerlerini değiştirirler.
Bu durumda bir yıldızın gerçek yeri nasıl bulunur? Teleskopla diye cevap verirseniz hataya düşersiniz. Çünkü onun ışığı bize gelinceye kadar uzun bir zaman geçer. MMT sayesinde bir yıldızın hareketi ve doğması izlenebilmektedir, (şekil 2) Bu teÂleskop, Kafkaslardaki Sovyet teleskopu (236 inc’lik) ve Palomardaki (200 inc’lik) teleskoptan sonra dünyanın üçüncü büyük teleskopudur. (176 ine). Lazer teknolojiÂsindeki gelişmeler ve mini kompüterlerin imalinin gelişmesi, kontrolü ve şekil-imaj- kalitesini yükseltmiştir. MMT için en müÂhim şey aktif bir görme sistemidir. Havanın nemi ve elde edilen görüntünün sürekliliğinin temin edilmesi bir hayli zordur. Yapılan denemede sisteme, sun’i bir yıldızdan ışık gönderilir, (bir lazer ışını) ve elektronik arayıcılar ışığı yakalar. Bu araÂyıcılar ve mini bir kompüter görüntü imajındaki karışıklıkları düzeltmeye yarar. Aynı zamanda odağa getirilen altı şeklin toplamı kuvvetli bir imaj meydana getirir. MMT’ nin görme sistemi, insan gözüyle mukayese edilebilir. Herbir gözün odaklan bağımÂsızdır ve şekilleri beyne bildirirler. BeyniÂmize ait kompüter küçük bir hesap yapar ve göz kasları sinirlere işaret verir. Bu sinirler, ani düzenleme yapar ve herbir göz yeniden sıraya dizer ve odaklar.
Binlerce kompüterden üstün ve küçüÂcük beynimizi ve gözümüzü bu kadar dakik hesaplarla yapan Yaratıcıyı düşündük mü acaba?..
Yıldızlar arasındaki uzaklıklar o kadar büyüktür ki bu uzaklıkları kilometre cinÂsinden ifade edersek, biraz sonra aklımız karışır. Bunun için astronomide “ışık yılı” adı verilen daha büyük bir uzunluk birimi kullanılır. Bir ışık yılı, ışığın bir yılda aldıÂğı yol boyudur. Işık saniyede 300.000 km. hızla yayıldığına göre 1 ışık yılı 9.463 milyar kilometredir. Dünyaya en yakın yılÂdız Güneş’ dir. Işığı bize 8,5 dakikada gelir. Güneş sisteminden Ötedeki Alfa-Centauri yıldızının ışığı ise 4,5 yılda gelir. Yani bizÂden 4,5 ışık yılı uzaktadır.
500 ton kapasiteli MMT’nin içinde çok sayıda ofis, dükkân ve lokanta vardır ve bunlar çelik bir tekerlek üzerinde döner. Dağdaki astronomik faaliyetlere rağmen aslan, geyik v.b. hayvanlar burada yaşarÂlar. Kışın uzun saatlerce yolun kar, buz ve taşlardan temizlenmesine çalışılır. (Şekil 4) Arizona üniversitesi bilim adamlarından W. Hoffman kısa zamanda daha çok merÂcekli ve 1000 inc’lik teleskopların imaline geçilebileceğini ifade etmektedir. Şu sıra Kaliforniya Üniversitesinden bir grup bu çapta bir teleskop dizaynı için çalışmaktaÂdırlar. Keşke asrımızın insanı dış dünyasınÂda fütuhatlar peşinde koşarken iç dünyaÂsındaki çöküşünü idrakin teleskobuyla görebilseydi... Siyah deliklerin isim babası John V. Wheeler: “başlangıçtan itibaren bütün hadiselerin insan mahsulünü verecek şekilde planlandığını anlatarak, insansız kâinat ne mana ifade eder?” demekle bize ne anlatmaktadır?
Geliştirilen yeni cihazlar, uzak galaksilerden gelen ışınların dalga boylarını ve bu semavi cisimlerin spektrumlarını verirÂler. (Readshift makinası) silik görüntüleri şekillendirmede kullanılır. Böylece “zaman kuşağı”mızın ötesindeki sahalaÂrın atlasını çizmek için uzayın çok uzaklaÂrını görmeliyiz. Spektrumun infrared bölgeÂsine bakarak MMT, yıldızların doğuşu hakÂkında bilgi verir ve spektrum sayesinde araÂdaki mesafelerin ölçülmesi mümkün olur. Ayrıca MMT, Güneş sistemimizin içinde bulunduğu Galaksiye ait Samanyolu’ndaki vaziyeti daha iyi izah eder. (Galasüt keliÂmesinden “Galaksi-Sütıplu” türetilmiştir.) Samanyolu içindeki ışıklı gaz bulutlarına Nebula (bulutsu) adı verilir. En ünlü Nebula’lar Orion burcu yakınındadır. Bu parlak Nebula’yı ufak bir teleskopta görebiliriz.
Işık hızıyla kaçan yıldızlar “görünen kâinat’ın sınırlarım meydana getirirler. Bu durum birçok astronomu, Samanyolu, dıÂşındaki galaksilerin devamlı bizden uzaklaşÂtıkları ve kâinatın genişlediği düşüncesine götürmektedir. Kur’an da bu vadide: “Göğü kendi ellerimizle (kudret ve irade) yaptık ve, biz onu devamlı genişletmekteyiz.” (Zariyat/47)şeklinde âlemşümul bir mesele- ye parmak basıyor. Yine kâinatın yaratılışı hakkındaki “Big Bang-Büyük Patlama” teoÂrisi de bu görüşlere paralel olarak maddenin ezeliyeti fikrini tarihe gömdü. Bu teoriye göre, takriben 15 milyar sene evvel; zaman, mekân, madde vb. gibi hiçbir şey yoktu. Herşey büyük bir patlama ile bir anda yaraÂtıldı. Çok yüksek sıcaklıklarda kaynayan bir kozmik çorbadan Önce atomlar sonrada yıldız ve galaksiler meydana geldi. Bu mütÂhiş genişleme esnasında birbirinden uzakÂlaşan atomların sadece birkaç yerde topÂlanması imkânsızken, bu hadisenin kâiÂnat çapında galaksileri teşkil edecek şekilÂde cereyan etmesi mümkün değildir. Hem bu atomların toplanarak arzımızı teşkil edip, çamur yiyen nar ağacının kristal krisÂtal insanlara ikramda bulunması, zehirli arının eliyle tatlı balın yedirilmesi Yüce Yaratıcı’nın havi ve kudreti, ilim ve hikmeti olÂmadan hiç mümkün müdür?
Toprağa bağlı radyo teleskoplar ve 20. asrın uzay teleskopları kâinatın bir uçtan bir uca esrarengiz ve sert cisimlerle (kara delikler, Lazer pulsarlar ve kozmik ayrıntılar) kaynayan kalabalıklar haline geldiğini dinaÂmik (hareketli) bir yapıda olduğunu gösÂtermektedir. Evet, zaman Âyâtın hakkaniÂyetini gösterecek, bizde bizi asırlık ızdıraptan kurtaracak kalb ve kafa yapısı sağlam gerçeğin öğreticilerine dem tutacağız. ZaÂten Mana Mitchell’in de dediği gibi: “BİR TABİAT KANUNU İFADE EDEN HER FORMÜL ALLAH’I ÖVEN İLAHİDİR.”